Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, yalnızca işletmelerin kârlılıklarını kaybetmesi değildir. Asıl dikkatle bakmamız gereken konu, ekonomik koşullar nedeniyle üretim kapasitesini azaltan, yatırımlarını erteleyen veya faaliyetlerini tamamen sonlandırmak zorunda kalan işletmelerin sayısındaki artıştır.
Bir işletmenin küçülmesi ya da kapanması, bilanço üzerinde görünen birkaç rakamdan ibaret değildir.
Bir fabrikanın üretimini durdurmasının arkasında işini kaybeden çalışanlar, gelirini kaybeden aileler, ödenemeyen tedarikçi borçları ve bölgesel ekonomide oluşan zincirleme etkiler vardır. Dolayısıyla meseleye yalnızca “verimsiz işletmeler piyasadan çekiliyor” şeklinde bakmak, yaşanan ekonomik ve sosyal tablonun önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına gelir.
Bugün özellikle emek yoğun sektörlerde yaşanan gelişmeler, bu konuda daha kapsamlı bir politika oluşturulması gerektiğini gösteriyor.
İşletmeler neden küçülüyor?
Bir işletmenin faaliyetlerini azaltmasının veya üretimden çekilmesinin tek bir nedeni olmaz.
Yüksek finansman maliyetleri, artan işçilik giderleri, enerji ve hammadde fiyatları, iç ve dış pazarlardaki daralma, döviz kuru ile enflasyon arasındaki dengesizlik ve uluslararası rekabet koşulları birçok işletme üzerinde aynı anda baskı oluşturabiliyor.
Özellikle ihracat yapan firmalar açısından durum daha da hassas hale geliyor.
Bir tarafta sürekli yükselen üretim maliyetleri bulunurken diğer tarafta uluslararası pazarlarda fiyat artırmak her zaman mümkün olmuyor. Çünkü Türkiye’deki üretici yalnızca kendi maliyetleriyle mücadele etmiyor. Aynı zamanda daha düşük maliyetlerle üretim yapabilen ülkelerle de rekabet etmek zorunda kalıyor.
Sipariş kaybetmeye başlayan bir işletme önce yeni yatırımlarını erteliyor.
Ardından bazı giderlerini azaltmaya çalışıyor.
Daha sonra üretim kapasitesini düşürüyor.
Ve çoğu zaman en son aşamada çalışan sayısını azaltmak zorunda kalıyor.
İşte tam da bu noktada ekonomik bir sorun, doğrudan sosyal bir soruna dönüşüyor.
İşveren açısından da çıkış her zaman kolay değil
Dışarıdan bakıldığında ekonomik zorluk yaşayan bir işletmenin faaliyetlerini sonlandırması oldukça basit bir karar gibi görünebilir.
Ancak yıllardır faaliyet gösteren ve çok sayıda çalışanı bulunan bir şirket için durum hiç de böyle değildir.
Bir işletmenin kapanması veya küçülmesi durumunda karşısına ciddi mali yükümlülükler çıkar. Kıdem tazminatları, ihbar tazminatları, kullanılmamış izin ücretleri, ücret alacakları, kamu borçları, banka kredileri ve ticari borçlar çoğu zaman işletmenin mevcut finansal gücünün üzerinde bir yük oluşturabilir.
Bu nedenle bazı şirketler aslında ekonomik olarak sürdürülebilir olmayan faaliyetlerine devam etmeye çalışırlar.
Çünkü işletmeyi kapatmanın maliyeti, faaliyete devam etmekten daha ağır görünebilir.
Ancak burada çok önemli bir risk ortaya çıkar.
Ekonomik gücü giderek zayıflayan bir işletme, çalışanlarını işten çıkarmamak için belirli bir süre daha mücadele edebilir. Fakat finansal yapı tamamen bozulduğunda yalnızca işten çıkarmalar yaşanmaz. Aynı zamanda çalışanların ücretleri ve diğer yasal alacakları da risk altına girer.
Yani zamanında ve kontrollü bir çözüm üretilmediğinde, sorun hem işveren hem de çalışan açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Asıl korunması gereken kesim çalışanlar
Ekonomik krizlerin en ağır sonuçlarını genellikle çalışanlar hisseder.
Bir işletme sahibi sermayesinin bir bölümünü kaybedebilir, yeni bir yatırım yapabilir veya farklı bir sektörde faaliyet göstermeyi deneyebilir. Ancak düzenli ücret geliriyle hayatını sürdüren bir çalışan için işini kaybetmek çok daha farklı sonuçlar doğurabilir.
Kira ödemeleri, çocukların eğitim giderleri, kredi borçları ve günlük yaşam masrafları devam ederken gelir kaynağının ortadan kalkması, aileleri ciddi bir ekonomik belirsizliğin içine sürükleyebilir.
Daha da önemlisi, işten çıkarılan bir çalışanın yasal haklarına kavuşması da her zaman kolay olmayabilir.
İşletmenin mali yapısı tamamen bozulmuşsa veya şirket tasfiye sürecine girmişse, çalışanların kıdem tazminatı ve diğer alacaklarını tahsil etmeleri uzun ve zorlu bir sürece dönüşebilir.
İşte devletin bu noktada daha güçlü bir koruma mekanizması oluşturması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü çalışan, işletmenin ekonomik sorunlarının oluşmasında doğrudan karar verici değildir.
Yanlış yatırım, yanlış finansman politikası veya piyasa koşullarındaki değişimler nedeniyle işletmenin faaliyetlerini sürdürememesi durumunda, çalışanın tüm ekonomik riskleri tek başına üstlenmesi sosyal devlet anlayışıyla da tam olarak örtüşmez.
Soruna yalnızca sektör bazlı bakmamalıyız
Bugün belirli sektörlerde yaşanan sıkıntılar daha görünür olabilir.
Ancak ekonomik daralmalar genellikle tek bir sektörle sınırlı kalmaz.
Bir sektörde başlayan üretim kaybı, zamanla o sektörün tedarikçilerine, lojistik firmalarına, hizmet sağlayıcılarına ve diğer birçok işletmeye yansır.
Örneğin üretim yapan bir fabrikanın kapasitesini azaltması yalnızca kendi çalışanlarını etkilemez.
O fabrikaya hammadde sağlayan şirketler, taşıma yapan lojistik firmaları, bakım ve teknik hizmet veren işletmeler de bu daralmadan etkilenebilir.
Ekonomi birbirinden bağımsız işletmelerden oluşan bir yapı değildir.
Tam tersine, birbirine bağlı büyük bir ekosistemdir.
Bu nedenle bugün sınırlı görünen bir ekonomik sorun, gerekli önlemler alınmadığında yarın çok daha geniş bir alana yayılabilir.
Kontrollü küçülme ve yeniden yapılanma desteklenmeli
Bence burada önemli olan, her ekonomik sorun yaşayan işletmeyi koşulsuz biçimde desteklemek değildir.
Devlet kaynakları elbette verimli ve doğru kullanılmalıdır.
Ancak geçici ekonomik sorunlar nedeniyle üretim kapasitesini kaybetme riski bulunan, belirli bir ekonomik değere sahip ve yeniden yapılandırılması mümkün olan işletmeler için özel destek mekanizmaları oluşturulabilir.
Özellikle istihdamı korumaya yönelik modeller üzerinde daha fazla çalışılması gerektiğine inanıyorum.
Bir işletme geçici olarak sipariş kaybettiğinde veya üretimini azaltmak zorunda kaldığında, çalışanların tamamının işten çıkarılması tek seçenek olmamalıdır.
Geçmişte uygulanan kısa çalışma benzeri modeller, olağanüstü dönemlerde istihdamın korunmasına önemli katkılar sağlamıştı.
Bugün de ekonomik daralma yaşayan sektörler için benzer, ancak daha hedefli ve sürdürülebilir mekanizmalar geliştirilebilir.
Örneğin belirli kriterleri sağlayan işletmelerde;
- Geçici süreli ücret destekleri,
- Kısa çalışma modelleri,
- Prim ve vergi yükümlülüklerinde ertelemeler,
- Uygun maliyetli finansmana erişim,
- İhracatçı işletmelere yönelik özel destekler,
- Yeniden yapılandırma programları
uygulanabilir.
Buradaki temel amaç, ekonomik olarak sürdürülebilir olmayan işletmeleri sonsuza kadar ayakta tutmak değil, geçici bir krizin kalıcı istihdam kayıplarına dönüşmesini engellemektir.
Çalışan alacakları için daha güçlü bir güvence sistemi gerekiyor
Bence üzerinde en fazla düşünülmesi gereken konulardan biri de çalışanların ücret ve tazminat alacaklarının güvence altına alınmasıdır.
Bir işletme ekonomik olarak faaliyetlerini sürdüremez hale geldiğinde, çalışanların yıllarca emek vererek elde ettiği kıdem haklarının tamamen işletmenin ödeme gücüne bağlı olması ciddi bir sosyal risk yaratmaktadır.
Bu konuda farklı finansal güvence modelleri değerlendirilebilir.
Belirli koşullar altında devreye girecek bir çalışan alacakları güvence sistemi oluşturulabilir. Bu sistemin finansmanında mevcut sosyal güvenlik ve istihdam mekanizmaları dikkatli bir planlamayla kullanılabilir.
Elbette burada çok önemli bir denge kurulmalıdır.
Hiçbir düzenleme, kötü niyetli işletmelerin sorumluluklarını kamuya devretmesine izin vermemelidir.
Ancak gerçekten ekonomik darboğaza düşmüş, üretimini sonlandırmak zorunda kalmış ve çalışanlarının haklarını ödeme kapasitesini kaybetmiş işletmelerde çalışanların tamamen korumasız kalması da kabul edilebilir bir durum değildir.
Bu nedenle sistem, hem işletmenin gerçek mali durumunu inceleyen hem de çalışan haklarını hızla güvence altına alan bir yapıya sahip olmalıdır.
Vergi ve kamu borçlarında yeniden yapılandırma seçeneği
Ekonomik olarak zor durumda bulunan birçok işletmenin önemli sorunlarından biri de nakit akışıdır.
Bazen işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi için gereken kaynak, yüksek tutarlı bir kamu desteği değil; mevcut borçların daha uzun vadeye yayılması olabilir.
Vergi ve sosyal güvenlik borçlarının işletmenin gerçek ödeme kapasitesi dikkate alınarak yeniden yapılandırılması, bazı durumlarda işletmelere önemli bir nefes alanı sağlayabilir.
Ancak burada da her işletmeye aynı yaklaşımın uygulanması doğru olmayacaktır.
Destek mekanizmaları sektörün yapısı, işletmenin istihdam kapasitesi, ihracat potansiyeli ve ekonomik sürdürülebilirliği dikkate alınarak oluşturulmalıdır.
Doğru işletmeye, doğru zamanda ve doğru şartlarla verilen destek; hem işletmenin ayakta kalmasını hem de çok sayıda çalışanın işini korumasını sağlayabilir.
Bugünden önlem almak zorundayız
Ekonomik sorunların en tehlikeli tarafı, çoğu zaman etkilerinin hemen ortaya çıkmamasıdır.
Bir işletme bugün zarar etmeye başlayabilir ancak birkaç ay boyunca üretimine devam edebilir.
Bir süre sonra yatırımlarını durdurabilir.
Daha sonra çalışan sayısını azaltabilir.
En sonunda ise faaliyetlerini tamamen sonlandırmak zorunda kalabilir.
Dolayısıyla bugün yalnızca ekonomik göstergelere bakarak yaşanan riskleri değerlendirmek yeterli değildir.
İşletmelerin üretim kapasitesindeki değişimleri, sipariş miktarlarındaki düşüşleri, istihdam verilerini ve sektörlerin finansmana erişim durumunu yakından takip etmek gerekir.
Çünkü işsizlik ortaya çıktıktan sonra çözüm üretmek, istihdamı kaybetmeden önce çözüm üretmekten çok daha maliyetlidir.
Sonuç: Üretimi korumak, insanı korumaktır
Türkiye’nin güçlü bir ekonomi oluşturabilmesi için üretim kapasitesini ve nitelikli insan kaynağını birlikte koruması gerekiyor.
Bir işletmenin kapanması yalnızca ticari bir olay değildir.
Orada çalışan insanların hayatlarını, ailelerini ve geleceğe ilişkin planlarını da doğrudan etkiler.
Elbette her işletmenin sonsuza kadar faaliyet göstermesi mümkün değildir. Ekonomik hayatın doğal bir dönüşüm süreci vardır. Bazı sektörler küçülürken yeni sektörler ortaya çıkar.
Ancak bu dönüşümün plansız ve kontrolsüz gerçekleşmesi, çok ciddi sosyal maliyetler doğurabilir.
Bu nedenle üretimini azaltmak veya faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalan işletmeler konusunda daha kapsamlı politikalar geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bir taraftan ekonomik gerçekleri kabul etmeli, rekabet gücünü kaybetmiş işletmeleri yeniden yapılandırmalı ve ekonominin dönüşümünü desteklemeliyiz.
Diğer taraftan ise bu dönüşümün bedelini çalışanların tek başına ödemesine izin vermemeliyiz.
Özellikle işini kaybeden insanların ücret, kıdem ve diğer yasal alacaklarının güvence altına alınması konusunda daha güçlü mekanizmalara ihtiyaç var.
Sosyal devlet anlayışı, yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra yardım etmek değildir.
Asıl sosyal devlet anlayışı, ortaya çıkacağı önceden görülebilen sorunlara karşı zamanında tedbir almaktır.
Bugün üretimden çekilen işletmelerin sayısındaki artışı ve bazı sektörlerde yaşanan daralmayı doğru okumak zorundayız.
Çünkü zamanında alınmayan her ekonomik tedbir, ilerleyen dönemde daha büyük bir işsizlik ve sosyal sorun olarak karşımıza çıkabilir.
Üretimi korumak önemlidir.
İşletmeleri korumak önemlidir.
Ancak her şeyden önce, ekonomik dönüşümün içerisinde çalışanların haklarını ve geleceğini korumak zorundayız.
Bence bugün üzerinde en ciddi şekilde düşünmemiz gereken konu tam olarak budur.

